25 Ocak 2012 Çarşamba

İmdat!

Artık imddaaaat diye bağırıp kendimi camdan atmak istiyorum. Hastayız, ailece hastayız.
Önce ikizlerden biri 40 derece ateşle acillik oldu, onu kıskanan kardeşi nezle olup yatağa yapışıp kaldı. Bebelerimle yakından ilgilenmemi, 24 saatin tamamını onlara ayırmamı kendine yediremeyen eşim de dün akşam 40 derece ateşle acilin en lüks odasında yerini aldı. Ve bütün bunlara katlanmaya çalışan bendeniz kafayı yiyerek Bakırköylük oldum!
İşte böyle ailece hastayız!

14 Ocak 2012 Cumartesi

Bana Pepee demeyin!

İkizlerimin en sevdiği çizgi film şu aralar Pepee. Bir ara Caillou'ya yerini kaptırmak üzereydi ki, oğlanın kel kafalı olması, babasının yaz kış aynı kazağı giymesi ya da sülalece kibarlıktan kırılıp dökülmeleri nedeniyle mi bilinmez, Caillou'dan şu sıralar uzaklaşmış durumdalar.

Özellikle Ege Şila'ya (pembe elbiseli olan) bayılıyor. Utanmasa "işte anne evleneceğim kız bu" deyip çıkaracak karşıma. Hal böyle olunca bu sevginin gerektirdikleri de derhal yerine getiriliyor:

  • İkizlerime çok uzun süreli T.V izletmiyorum ancak Ege Beyi Pepee'yi izletmeden öğlen uykusuna yatırmıyorum.
  • Aylık Pepee dergimizi düzenli alıyoruz, itinayla ilk bir kaç sayfasına göz gezdirip yine büyük bir özenle her sayfayı kibarca yırtıyoruz.
  • Kapı, baca, cam, pencere, kol, bacak demeden her yeri Pepee, Şila ve Bebe stickerlarıyla doldurup daha beş dakika geçmeden aynı stickerları söküp afiyetli yiyiyoruz.
  • Boş zamanlarımızda her gördüğümüz bebek resmine Bebe diye hitap edip, kafamız bozulduğunda Pepee diye tutturup odadan odaya geziyoruz. Ve aşkımız depreşirse resimli kitaplardaki her küçük kıza Şila diye sesleniyoruz.
  • Küçük beyleri susturmak istediğimde, şşşiişşşş ünlemini çıkarıp parmağımı hemşireler misali dudaklarıma görtürdüğümde kendileri de beni taklit ediyor ve bunu çağrışımlar vasıtasıyla Şuşu (söz konusu çizgi filmin anlatıcısı) izliyor. Şuşu aşağı şuşu yukarı.
  • Pepee şarkıları (çişimiz tuvalete, Pepee çok üzülüyor, canım annem, vb.) dinlemeden boğazımızdan lokma geçmiyor.
  • Ve büyük haber...kısmetse Pazartesi günü Peepe ve Şila ya da Bebee (henüz karar veremedik) kahramanları oyuncak rafımızda yerini alıyor!
Üzgünüm Caillou...her ne kadar gönlüm senden yana olsa da mantığım Pepee diyor. Aksi halde Pepee Pepee çok üzülüyor :))

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kitaplığımdan bir kare...


Bu fotoğrafı yanılmıyorsam geçen hafta çekmiştim. Evdeki kitaplıklardan bir tanesinin bir kaç rafı görünüyor. Kitaplarım her ne kadar yazar adına/kitap adına göre sıralı olmasalar da, en azından rafın üzerinde dizili durmayı başarmış. Zira evde iki tane kitap kurdu mevcut. Kitapları okumak yerine raflardan bir bir indirip kemiren kurtlar :)

7 Ocak 2012 Cumartesi

~İNSAN GİBİ~



Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta,

Bir dahaki hayatta,

Varsa öyle bir hayat,
Şiir yazar mıydım,
Bilmiyorum.

                                                          Cemal Süreya

5 Ocak 2012 Perşembe

Sessizlik - Becca Fitzpatrick

Yeni yılın ilk yazısı olacak bu...daha erken,  daha uzun ve daha içerikli bir yazı olmasını arzu ederdim fakat yeni yıldan 5 gün sonra ancak vakit bulabildim ve bu kısıtlı vaktimde geçen haftalarda okuyup bitirdiğim bir kitabı alelacele zihnimde toparlayıp unutmadan sizlerle  paylaşayım dedim. İkiz sincaplarım yeni uyudu. Akşam yemekleri, banyo fasılları, çizgi film saati, dandini dandini dastana faslı derken az kalsın ben uyuya kalacaktım :)

Bu yılın ilk kitap yazısı çok sevdiğim bir seri olan Hush Hush'un son kitabı Sessizlik. Seri, cennetten düşen bir melekle ölümlü bir kızın savaşlarla bezenmiş aşk öyküsünü anlatıyor. Bu serinin ilk iki kitabına (Fısıltı ve Çığlık) resmen aşık olup (daha doğrusu baş rolde bulunan Patch adındaki meleğe aşık olup) kitapların iksini de birer günde bitirdikten sonra sonuncu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanki sırf serinin devamı gelsin, yazılmış olsun diye yazılmış gibi geldi okurken. İşler sarpa sarmış, aşk yerini laubaliliğe bırakmış, türler arası savaş bilgisayar oyunu seviyesine inmiş, karakterler detaylarda boğulmuş, pek çok şey muğlak kalmış. Devamı gelir mi bilmem ama gelirse sırf  kafamda kalan soru işaretlerini aydınlatmak için okurum.

Bi' de belki de kitabın orijinali kendi dilinde bu kadar sığ değildir. Malum çeviri süresince ister istermez bazı yerler anlamını/özelliğini yitiriyor!

Seriye hiç başlamadıysanız bulaşmayın derim çünkü tıpkı Alacakaranlık serisi gibi buna da elini veren kolunu kaptırıyor...yok biz zaten Patch'i tanırız, severiz, hakkımızı helal ederiz derseniz, geçmiş olsun :)

Jane Austen Öldü Mü, Issız Acun Kaldı Mı, İmdi Yürek Yırtılır :)

Jane Austen...kadın-erkek arasındaki ilişkileri, aile bağlarını, sosyal düzeni cesur bir kalemle ele alan, yine de döneminde taktir göreme...